www.sandikli03.com
sandıklı etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
sandıklı etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

03 Aralık 2007 Pazartesi

Asker Fotoğrafı

Fotoğrafı büyük görmek için üzerine tıklayınız

Yukarıdaki fotoğrafı yıllar önce eski sitemizde de yayınlamıştık. Bir asker fotoğrafı. Askere gitmeden önce baba ve oğlunun birlikte çektirdikleri bir hatıra fotoğrafı. Yıl, muhtemelen 1930-1932. Kim oldukları hakkında bir malumata ulaşamadık.

25 Kasım 2007 Pazar

Köy isimlere

Sandıklı'nın hemen her köyünün artık internet sitesi var. Öyle ki, bazı köylerimizin 2-3 tane web sitesine sahip. Hepsi birbirinden güzel bu siteleri hazırlayanları kutluyoruz.
Sandıklı'daki köylerimizin isimleri ise, Oğuz Boyu'na dayanır:

Köylerin nasıl ve ne şekilde kurulduğu ve isimlerini nereden aldıkları Oğuz boylarına kadar dayanır. Köylerimizin isimlerinde Oğuz Türklerinin taşımış olduğu isimler karşımıza çıkar. Oğuzlar 24 boy idi. Boyların 12 si "Üçoklar", 12 si "Bozoklar" diye anılırdı. Bu 24 boyun nüfusları yüz binleri buluyordu. Her boy oymaklara ve daha küçük dallara ayrılmıştı. Bugün Anadolu'da birkaç bin yer adı bu Oğuz boylarının ismini taşımaktadır.

Çin kaynaklarına göre en eski Türk ili (Türkistan) Koyunlu devleti 5 büyük hanlıkla yönetiliyordu. Bu 5 hanlıktan bölünme köylerimiz olmuştur. Bunlar:
1- Karacaören ve Karasandıklı
2- Akin Akharım Akçabadırık Akkeçili
3- Kızıl Alacami Alamescit Alagöz
4- Gök ve Gökçe (Sandıklı'da yok)
5- Sarıcaköy (Eskiden Sandıklı'da varmış)

08 Kasım 2007 Perşembe

Ünlü felsefeci Ahmet İnam ile ‘Sandıklı günlerini’ konuştuk

  • 1963'ten buyana dergilerde yazıyor...

  • Ahmet İnam kendini anlatıyor

  • "Gönülden Bilime" kitabında babasını da anlattı...

  • Dayısı için hangi şiiri yazdı?

  • Çocukluğu Sandıklı dışında başka hangi şehirlerde geçti?

  • İlkokulda "gıynaşıklık" ettiğinde öğretmeni ne ceza verirdi?

  • Elektrik mühendisliğinde okuyan İnam,neden felsefeye ilgi duydu?

  • Sandıklılı olmaktan hep gurur duydu...

  • Ahmet İnam'ın dine bakış açısı...

Ben 1963'den beri dergilerde yazmaktayım.Edebiyatla başladım.Şiirle.Hâlâmensur şiirlerim Antalya'da yayımlanan Simge dergisinde çıkıyor.

Babam Âta İnam, Eminlikler'den.Dedem Ahmet İnam, Sandıklı Mezarlığı'nda
istirahattedır; rahmetli, Cumhuriyet'in Zabıt Katibleridendir. Nakşî
tarikatine mensubdu. Annem Melihâ Öner,İmamlar'dan. Dedem İbrahim
Öner, uzun yıllar Ulu Camiî imamlığını yapmıştır. İki dedemin de
yaşlılıklarını hatırlıyorum. Yazık ki aramızda olumlu bir muhabbet
oluşamadı. Amcam Ali İnam, askerdi,yarbayken kaybettik kendisini,hayat
dolu,sevimli bir insandı. Teyzem Zeliha Seyman, Ulu Camiî'in hemen
arkasında manifaturacılık yapan Yusuf Seyman'ın eşiydi, Yusuf Enişte'm
ilginç biriydi,çocukları seven,candan bir insandı. Dayılarımın benim
düşünce hayatıma doğrudan olmasa da dolaylı etkileri olmuştur. Büyük
dayım, Mustafa Öner, İmam Hatip okulu mezunu,sonradan ilkokul
öğretmenliğine geçmiş, aydın bir kişiydi.Kendini aşmak isteyen, sorumlulk
sahibi, çocuk ruhlu candan biriydi. Şimdilerde yitirdiğim bir şiir
yazmıştım ona: "Dayımın Göbeği". Küçük dayım,hukuk ve mülkiye mezunu
Sandıklı'da avukatlık yapmış,eski bir kaymakamdı. Bir dönem Afyon
Milletvekili olarak meclise girmiş (CHP'den,Ecevit zamanında) kültürlü
bir insandı. Kendisiyle sınırlı da olsa yaptığım sohbetlerden çok
yararlanmışımdır.
Babam İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi mezunu askeri
öğretmendi. Onu, "Gönülden Bilime" adlı kitabımda yazdım. (Hece
Yayınları,2002) Mesleği dolayısıyla hep Konya ve İstanbul gibi büyük
şehirlerde geçti çocukluğum. Annem ben İstanbul'da ilkokul üçüncü
sınıftayken şizofreni teşhisiyle,önce askeri hastaneye sonra da
Bakırköy'e yatınca babam, kardeşimle (Benden iki yaş küçük erkek
kardeşim,şu an Ankara Sosyal Sigortalar Hastanesinde başarılı bir
dahiliye uzmanıdır!) beni halamla dayımın yanına gönderdi (Halam Ummahan
İnam'la Büyük dayım Mustafa Öner birbirleriyle evliydiler!) Sandıklı
Serüvenim,1957'de bu zorunlu göçle başladı.
Zor günlerdi. Duygulu, içi enerjiyle dolu,yalnız bir çocuktum.Çok
haylazdım. Teneffüslerde "gıynaşıklık" ettiğimden, okulun girişindeki
saatin altında "dinelme" cezası alırdım. (Şimdi ABD'de başarılı bir
mühendis olan küçük dayımın çok zeki oğlu Prof.Dr.Mete Öner'le
birlikte!) Saatin altında dikilmiş bu haylaz çocukların önünden bütün bir
okul öğrencileri alay ederek geçerlerdi. Bu olay benim felsefeye
yönelmemi belirlemiş olabilir. Çetinkaya İlkokulu'nun bahçesinden görülen
başı dumanlı dağlar beni çok etkilemişti. Sandıklı'nın doğasında
inanılmaz gizliliklerin saklı olduğuna hep inanmışımdır.
Toprağından, derelerinden bu dünyaya ait olmayan varlıkların
çıkıp,kulağıma kainat hakkında sırlar fısıldayacaklarına
inanırdım. Doğrusu, çocukca ama,hâlâ inanırım. Sandıklı halkı, hayata
bakışlarındaki içtenlikleri,aralarındaki çekişmeleriyle hep ilgimi
çekmiştir. Sandıklı'da konuşulan dili sevmişimdir, bu dilin sesi kimi
zaman yazılarıma geçmiştir. Elbette kimseyle şiirden,kafamdaki
düşüncelerden konuşamadım, benim yalnızlığımı içe kapanıklığımı arttırdı
ortamın düşünce çoraklığı. Yine de insanların iç dünyaları,duygularını
yaşayışları bana çok şey öğretti. Sandıklı insanı kapalı bir toplumun
insanı idi. Dinle bütünleşmiş bir yaşam içindeydiler. Bu beni hiç rahatsız
etmedi. İmam dedemin ardında namaza durdum. Bana iç dünyasını açmasını
bekledim, dindar büyüklerimin, nedense yapmadılar. Dinle duygularım
arasında bağı o zamanlar oluşturamadım. Sınırsız olduğunu sandığım
düşlerimi kucaklayacak yaşam biçimi, okulun ve caminin dışına taşdı böylece.
Sandıklı,yalnızlığım, anasızlığım, çaresizliğimdi. Geceleri yatağımda
uzun uzun ağladığımı anımsıyorum.
Sandıklı umudumdu, öte yandan. Baharda afyon tarlalarının içinden
söylediğim türküler, o yaşta aşık olup penceresinin önünde saatlerce
nöbet tuttuğum sevgililerimi verdi bana Sandıklı.Soğuk kış
günlerinde, "kuzine" nin sıcaklığı çevresine oturmuş insanların
sohbetlerinde hayatın iç dünyamda açtığı zenginliği, Sandıklı'yla
yaşadım ben;insanların birbirlerine taktıkları lakapların ardında yatan
derin psikolojik gözlemler bana çok şey öğretti.
Sandıklı'yı hep kendime özgü yanıyla,bir mahrem dünyayı yaşar gibi
yaşadım.Herkesin gittiği yerler,sevdiği şeyler ilgimi çekmedi. Kısaca ben
Sandıklı'yı bir duygu olarak yaşadım, bir toplum olarak değil.
İlkokul bitince, Sandıklı'dan ayrıldım. İstanbul'da bir askeri orta
okula Selimiye Askeri Orta Okuluna girdim.


Sonra Haydarpaşa lisesini ve ODTÜ Elektrik mühendisliği bölümünü
bitirdim.Felsefe okumasam çıldırabilirdim.Henüz çıldırmadım.Felsefe
okudum.Felsefeyi yaşıyorum.
Sandıklı'yı unutmadım. Orada bizim dilimize,geçmişimize dâir çok
önemli ipuçları yakaladım. Ömrüm yeterse o topraklardan kaynaklanan bir
felsefe yapma tarzının nasıl olabileceğini araştıracağım. Sandıklı'lı
olmak beni ben kılan bir özellik. Yıllarca Sandıklı dışında
yaşadım .Kökümse, orada, o Sandıklı topraklarında. Felsefeci olarak o
topraklara borcum var benim.
Dindar değilim. Dine saygım var. Beni o şekillendirdi. Yaşadığımız
hayat bizden büyük sorumluluklar bekliyor. Kültürümüz yeni yorumlar
bekliyor. Sandıklı'dan çıkıp tüm insanlığa ait olan evrensel hayata özgü
sözler söylemeye çalışmanın heyacanı ile doluyum. Ömrüm buna yetmese de
Sandıklı'lı gençlerin bir gün, benim yaşadığım düşünsel heyecanın
ateşini taşıyacaklarını umuyorum.
21 Aralık,2002,Ankara

Not: Bu konuşmanın ilk yayınlandığı web sitemiz şurada bakmak isteyenler için.

30 Ekim 2007 Salı

1962 yılında Çay Mahallesi

Çay Mahallesi (1962)

1962
yılına ait Çay Mahallesi'nden bir görünüş. Bu fotoğraf elimize ulaştığında, bize de sürpriz olmuştu. Biz, ortasından çay geçen dönemi bilmeyen nesiliz çünkü. Bilenler için daha da ilginç gelmiştir mutlaka. Sizin de elinizde geçmişten günümüze kadar muhafaza edebildiğiniz böyle fotoğraflar varsa bize göndermeyi unutmayın. Fotoğraf için bir kez daha, Tuncay Özer beye teşekkür ediyoruz.

1962 yılında Sandıklı

1962 yılı (fotoğrafı büyük görmek için üzerine tıkla)

1962 yılı bir kış mevsimi Sandıklı nasılmış diye merak ediyorsanız, işte o günlerden kalma bir fotoğraf. Belediyemizin yanındaki parkın önünden bir görünüş. Tuncay Özer'in objektifinden.

Sandıklı Evliyaları

Saltık Baba
Saltık köyünde meftundur. Hayatı hakkında bilgi yoktur.
Çömlek Baba
Kumalar Dağı'nda meftundur.
Hacim Sultan
Yanıkkışla civarında eski Büyük Mezar'da, Çetinkaya İlkokulu arkasında meftundur.
Mürüvvet Baba
Zıraat Bankası karşısındaki parktadır.
Şeyh Müslihiddin
Muallimhane'de gömülüdür.
Ali el- Rumi Dede
Mevlevi büyüklerinden olan bu zat Karacaviran Köyü yolu üzerinde bulunan tekkede gömülüdür.
Kudum Baba
Mevlevi büyüklerinden Ali el-Rumi Dede'nin dergahı karşısındaki tepede.
Karkın Baba
Alamescit köyündedir. Hayatı hakkında bilgi yoktur.
Şeyh Hamza
Horasan erenlerinden olup Yunus Emre'nin hayranı olduğu ve hakkında şiirler söylediği kimsedir. Kabri Muradin Camii yanındaki türbededir. (Musa Halife, Şemsettin Halife de burada gömülüdür).
Şeyh Hasan Efendi
Hicri 1271'de Sandıklı'da doğmuştur. Tahsilini Sandıklı'da yaptıktan sonra Afyonkarahisar'a gelmiştir. Hacı Aşık Efendi'den ilim öğrenmiş ve onun kızı ile evlenerek damadı olmuştur. Nakşibendi şeyhi Osman Zühdü Efendi'den icazet almıştır. Sandıklı'da Nakşi şeyhliği yapmıştır. 1332 yılında vefat etmiştir
Şeyh Emin Efendi
Hicri 1295 yılında Sandıklı'da doğmuştur. Şeyh Hasan Efendi'nin oğludur. Babasından ve Murat Efendi'den ilim tahsil etmiştir. 1937 yılında vefat etmiştir.
1920 yılında Yunanlılar Sandıklı'yı işgal edince Yunan komutanına "zalim vahşi Yunan" diye bağırmıştır. Ayrıca İngiltere Anglikan Kilisesi'nden 3 papazın sordukları bütün soruları cevap vererek onları hayret içerisinde bırakmıştır.

Kaynak: Afyon Belediyesi, 5. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, sayfa:90-91

28 Ekim 2007 Pazar

KUTLU OLSUN!


Yıllar yıllar öncesinden bir fotoğraf. Cumhuriyet Bayramı'dan bir görünüş. Uzun Çarşı'dan Cumhuriyet Bayramı fotoğrafı. Bu vesileyle şimdiden Cumhuriyet Bayramınızı kutlar, başta Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimize minnet ve şükranlarımızı sunarız.
www.sandikli03.com

Milli Mücadele Döneminde Sandıklı'da Yunan Mezalimi

Sandıklı, Yunan işgali altında kısa bir süre kalmasına karşılık, düşman bu sayılı günlerde yapacağını yapmış, adam öldürme, katliam, ırza geçme, gasp, soygun vs. zulüm vahşeti icra etmiştir. Birinci işgal 8 Ağustos 1921 tarihinde başlamış, düşman bir gün sonra 9 Ağustos'ta kazayı terk etmiştir. Kaza, 11 Ağustos 1921 tarihinde ikinci kez işgal edilmişse de düşman 12 Ağustos'ta ayrılmak zorunda kalmıştır. Sandıklı'nın üçüncü işgali ise 6-12 Eylül 1921 tarihleri arasında olmuştur.
10 Ağustos 1921 tarihinde Yunanlıların Sandıklı-Hacıhan, Başağaç ve Kılandıras kesimine çekildiği, bu sırada bir kişiyi öldürdüğü, askeri kışlayı yaktığı, Ekinhisar ve Haçan arasındaki dokuz köyün ekinlerini yaktığı anlaşılmıştır.
Başağaç köyünden Ömer Hoca'yı minareden sallamışlar, Sinirköyü, Balmahmut ve Çavdarhisar halkını camilere ve evlere doldurup yakmışlardır. Kozluca köyü yakılmış, Kör Süleyman adlı kişi boğazından süngü ile kesilmiştir.
Sandıklı'nın kışlası Yunanlılar tarafından yakılmış ve Karagözleri'in Ali Osman öldürülmüştür. Sandıklı Sasak mevkiinde Yunanlıların uçaklarının inip kalkması için havaalanı yapımında her haneden bir kişiyi çalıştırmışlardır.
Zulüp ve vahşetin tablosu:
Sandıklı: öldürülen 4, esir düşen veya kaybolan 3, tecavüze uğraşan (kız) 2, kadın 4, gaspedilen hayvan, 524, iaşe, 2100, çeşitli işlerde çalıştırılan 1620 kişi.

Kaynak:Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri. 13-14 Nisan 2000,Afyon Belediyesi Yayınları: 9, Sayfa:373

16 Ekim 2007 Salı

ZTV ile OKS ve ÖSS'ye hazırlanın

Hemen hemen her konuda televizyon kanalımız var. Sadece, eğitimle ilgili bir tv yayınımız yoktu. Sadece TRT4 yayınları tek başına bu işi götürüyordu.

Bu açığı gören bir işadamı ZTV adında bir televizyon kurarak faydalı bir iş yapmış oldu.
ZTV'de OKS ve ÖSS hazırlanmak için tüm derslerin (matematik, fizik, kimya, tarih, türkçe..) anlatımı, sorular ve cevaplarını seyrederek öğrenebilirsiniz. ZTV dersaneyi evinize kadar getiriyor.
Şimdilik uydudan yayın yapan kanalı, Sandıklı'daki ilgililerimiz kaplıcadaki vericiden ayarlarını yaparlarsa, gençlerimiz OKS ve ÖSS'ye hazırlananlar -uydu cihazına gerek olmadan- bundan istifade edebilirler. ZTV ve TRT4 yayınları Sandıklı merkezde ve çevresinde seyredilemiyor.

14 Ekim 2007 Pazar

Sandıklı'daki Seyyid Aileleri

‘Seyyid’ peygamber soyundan gelenlere denir.XVIII.yüzyıl Osmanlı Türkiyesi’nde de seyyidlerin sayısı o kadar çoğalmış ki o günün padişahı durumun araştırılması,gerçek seyyid âilelerinin incinmemesini istemişti, hattâ bir yüzyıl geriden bu soruşturmaların başladığını Köprülü Mehmet Paşa sadareti sırasında bu sana sahip bulunmayanlar ortaya çıkarılıp seyyidlik beratları ellerinden alındığını biliyoruz. Yalnızca Ereğli’de 120 kişinin seyyidlik iddia ettiği, gerçek ortaya çıkınca beratlarının alındığını tarih kitaplarından okuyoruz.

Seyyidliğe bu kadar ilginin olması ise Osmanlı’nın onlara karşı gösterdiği hürmettendir; verilen bâzı ayrıcalıklardan dolayıdır; seyyidler yüzelli koyun besleyebilme hakkına sahip olup,daha fazla beslerlerse vergi öderlerdi. Verilen ayrıcalıklar ise istismar edilmiştir, pekçok kişi seyyidlik iddiâ eder olmuştur.

XVIII.yüzyılda iş çığrından çıkmış pek çok kişi seyyidlik iddiâ edince, Osmanlı durumu görmüş, iddiâları yanlış çıkanları cezalandırma yoluna gitmiştir.

Osmanlı Türkiyesi'nin Sandıklı’sında da ‘seyyid’ler var gibi görünüyor. Bunlar hakkında kesin bir vesika yok. Kimlerdir, bunlar da ‘yerel’ tarih araştırmacılarını bekliyor; ancak gene de araştırmacılar için kaynaklarda, ilginç o günkü Sandıklı yaşayışına ait bir takım kırıtılara rastlamak gene de mümkün.

***

Sandıklı’daki gerçek ‘seyyid’lerin bulunup,sahtelerinden ayırtedilmesi için o günün Sandıklı kadısına ferman gönderildiğini biliyoruz. Gerisi meraklısına kalmış:

Araştırmacılar için: Afyon Şr.Sc.32,Vs:257.

10 Ekim 2007 Çarşamba

Bayramınız Kutlu Olsun!

Resmi büyük görmek için üzerine tıkla
Yukarıdaki fotoğraf 1962 yılına ait. Kışla, diğer adıyla Yanık Kışla'da bir bayram sabahı çekilmiş.
Yarından sonra Ramazan Bayramı'nı kutlayacağız. Eskiden bayramlar çocuklar için daha da heyecanlıydı. İşte yukarıdaki bu fotoğrafta çocukların heyecanını görebiliyorsunuz.

Bu fotoğrafı bize Amerika'dan gönderen hemşehrimiz Tuncay Özer'e de bir defa daha teşekkür ediyoruz.
Bu bayramın ülkemize ve bütün dünyaya huzur ve mutluluk getirmesini Cenabı Allah'tan niyaz ederiz.
www.sandikli03.com

06 Ekim 2007 Cumartesi

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ'NDE SERGİLENEN SANDIKLI TAKISI



Kat. No: 237
Adı: Ağız bantı
Cinsi: Altın
Geliş Yeri: Sandıklı
Geliş Şekli: Satın alınma
Boyutları: Uz.: 15,9 cm.; gen.: 4,1 cm.
Ağırlığı: 4,1 gr.
Dönemi: Roma dönemi

Ortası, iki taraflı şişkin, kenarlara doğru ince ve uçları yuvarlaktır. Levhanın arka tarafından vurularak yapılan noktalamalar çerçeveyi meydana getirmiştir. İki uçta ip geçki delikleri vardır. Ortadaki büyük baskının yanlarında da birer küçük mühür, ya da sikke baskısının izi vardır. Bu baskılar silik oldukları için ayrıntıları anlaşılmamaktadır.

SANDIKLI KALESİ (HİSAR) VE KİTABESİ

Sandıklı Kalesi, günümüzden 678 yıl önce 1325'te Germiyan sultanı olan Çelebi Hüsameddin Yakup Bin Umur Bey tarafından, Mimar Çoban'a yaptırılmıştır. Kale yığma topraktan oluşan bir höyük üzerindedir. Kale (hisar), üç kat sur ile çevrilmiş ve güneye bakan dış kale kapısında kitabesi olan bir görünüme sahipti. Günümüzde ise kalenin ancak 10 metrelik bir bölümü ayakta kalmıştır.

Dış kale kapısı üzerine konan iki mermer parçası olan yazılı kitabesi çok önemli bir tarih belgesidir. Kalenin zamanla yıkılması sonucu kapıda bulunan kitabe, Çavuş Camii yanına getirilerek bu camii çeşmesinin yan dikmelerine konulmuştur. İki büyük parça mermer üzerine, sülüs ile iki satır Arapça yazılmış olan kitabenin aslı ve anlamı şöyledir:

1. Ammere hazel Kal'atül mübareke harresaha-ullahu teala bi emrül emirül-ecel üs Sultan ül Germiyaniye Çelebi i Azam azzemallah kadere hu hüve Eşrefü

2. El Emrül-muazzam vel-Mevlal-azam Hüsamüddünya veddin Yakup bin Umur etalallahu bekahü fi yevmül-ahad min Cemaziyel evvel sene hamse ve ışrine ve seb'a mie mimaruha Çoban.

"Allah koruyası bu mübarek kale, Germiyan Büyük Sultanı Çelebi yüce Emir'in emri ile yapıldı. O büyük emirlerin ve uluların en şereflisi Husam (ed dünya ve) din, Umur oğlu Yakup'tur. Allah onun ömrünü uzun etsin. Yedi yüz yirmi beş yılının Cemaziyelevvel ayının 1. gününde. Onun mimarı Çobandır."

Kale kitabesinde dikkati çeken bir sıfat "Büyük Çelebi" sözüdür. Bilindiği gibi Çelebi Mevlana Celaleddin Rumi'nin evlatlarına verilen bir sıfattır. Mevlana'nın torunu Mutahhare hanımın oğlu olduğu kesin olarak bilinen Hüsameddin Çelebi 1. Yakup Bey'in bu kitabede Çelebi Azam sıfatını kullanmasının gerekçesi böyledir.

Büyük Çelebi Hüsameddin Yakup bin Umur Sandıklı Kale yazıtında adı geçtiği halde, türbesi Şuhut Seydisultan (Ulupinar) dadır. (Ölümü M.1344)

Kitabenin aslı halen Çavuş Camii çeşmesindedir. Buna göre Sandıklı Kalesi, Hicri 725 Çemaziyelevvelin birinci (Miladi: 15 Nisan 1325, Pazartesi) günü bitirilmiştir.

03 Ekim 2007 Çarşamba

İstiklâl Savaşı’na Katılan Gâzilerimizin Tam Listesi

Sandıklı ile ilgili ikinci web sitesini yayınlarken, ilçemizden İstiklal Savaşı'na katılanların tam listesini bulmuş ve yayınlamıştık. O listeyi tekrar ve aynı heyecanla o gün yayınladığımız siteye link vererek, şehitlerimizi bir kere daha bu mübarek Ramazan ayında rahmetle anıyoruz.

Bir araştırma konusu...

Sandıklı'ya ait 2. web sitesini (Sandıklı'nın ilk web sitesi sandikli.ilcesi.com'dur, ikinci web sitesi bize ait olan sandikli.sayfasi.com'dur) hazırladığımız yıllarda, ilginç bir araştırma konusu olabilecek birşey bulmuş ve yayınlamıştık o yıllarda. Vakit bulup o araştırmanın üzerine gidememiştik. Ama, bir başkası bu araştırmayı devam ettirebilir diye düşündük ve o yazıyı (alıntıyı) buraya aktarmaya karar verdik. Aşağıdaki yazının kısa hikayesi budur.

Bir Mülkiyeli’nin Sergüzeşti
Mehmed Hamza Bey’in Terekesi

Mehmed Hamza Bey [1873-1921], Mekri Aşireti reislerinden Herik-i Kürdi Nahiyesi müdürlerinden Hüseyin Bey’in oğludur. Şemdinan’da doğdu. Aşiret Mektebi’nde okudu. Mülkiye’den mezun oldu. Van, Kütahya, Çölemerik, Bursa, Pazarköy, Kirmasti, İnegöl, Sandıklı, Kurne, Şemdinan, Müntefik, Kerbela , Hoşap kaza ve sancaklarında maiyet memurluğu, kaymakamlık ve mutasarrıflık yaptı. 1912’de mebus oldu. Haydarpaşa Hastanesi’de öldü. Mezarı Karacaahmmet’tedir. (Sathî bilgi için: Ali Çankaya, Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, cilt 3, s.755.) Bu başarılı Mülkiyeli’nin terekesinde Arap vilayetleri, etnik yapı, Doğu’nun toplumsal yapısı üzerine mahrem bilgiler bulmak mümkündür.

i) Mebus seçildiği için Kurne Kaymakamlığı görevinden ayrılan Mehmed Hamza Bey’e, yöre ileri gelenleri tarafından verilen taltif mazbatası. 21 Muharrem 328

ii) Nasriye Muharebesi’nde aşiretleri hükümet lehine galeyana getirerek bilfiil istirak etmesinden dolayı, 5.Ordu-yu Hümayun Erkan-ı Harbiye Reisi Miralay Fevzi Çakmak imzalı kırmızı şeritli madalya ile taltif edildiğine dair vesika. 1332

iii) Müntefik Mutasarrıfı Mehmed Hamza Bey’in Nasriye Muharebesinde cansiperane gayretlerinden dolayı yorulması üzerine istirahat verilmesi hususunda Bağdat valisinin Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği yazı. 1 Şubat 1332

iv) Mehmed Hamza Bey’in Sandıklı kaymakamı iken, Sandıklı’nın genel aşayişinin temini ve bazı sıkıntılarının giderilmesi hususunda vilayete gönderdiği yazının müsvettesi.

v) Müntefik’te faaliyet gösteren Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne gösterdiği yardım ve gayretlerden dolayı, kaymakam Mehmed Hamza Bey’e teşekkür yazısı. 15 Mart 1331

vi) Aşiretlerin sevk ve idaresinde gösterdiği başarıdan dolayı Kerbela kaymakamı Mehmed Hamza Bey’e Bağdat valisinin gönderdiği madalya vesikası. 1331

vii) Sicill-i Ahval Defteri’nin 77 numaralı 339. sayfası. Mehmed Hamza Bey’in 1319’daki sicili.

viii) Mehmed Hamza Bey’in babası Mehmed Hüseyin Bey’in özgeçmişi. 1319 (Beytüşşebab kaymakamı iken)

ix) Mehmed Hamza Bey’in ailesinin seyyidlik şeceresi, gayri matbuu.

x) İngiliz taraftarı olan birçok aşireti Osmanlı tarafına çekerek Nasriye Muharebesi’nde gösterdiği gayretlerden dolayı Mehmed Hamza Bey’e verilen madalya ile ilgili dört vesika. 1331

xi) Mehmed Hamza Bey’e ait memur sicil-i ahval varakası. 1311

xii) Erkan-ı Harbiye Reisi Adil’in Hamza Bey’e yazdığı özel not.1331

xiii) Süleyman Nazif’in Kurne Kaymakamı Hamza Bey’i ricalden bir zatın mahiyetine alınması hususunda tavassutta bulunduğuna dair vesika. Dersaadet, 11 Teşrin-i evvel1326.

xiv) Sandıklı yöresindeki eşkiyanın tenkilinde gösterdiği başarıdan dolayı Sandıklı kaymakamı Hamza Bey’in terfii ve para ile ödüllendirilmesi hususunda Sadrazam Ferid Paşa’nın Bursa Valiliği’ne gönderdiği yazı ve asayiş muharebeleri ile ilgili 8 adet telgrafname.

xv) Hamza Bey’in sicill-i ahval dosyası (8 sayfa)

xvi) Hamza Bey’in görev yaptığı kaza ve vilayetlerden yerlerden verilen üstün hizmet belgeleri.(4 adet)

xvii) Hamza Bey’in mebus mazbatası (3 adet)

xviii) Hamza Bey’e ait 6 adet fotoğraf (Phebus, Parnasse) ve 2 adet eski yazı kartvizit.

xix) Akrabadan Osman Efendi bin Seyyidzade Ahmed Ağa’ya ait Arapgir Rüştiye Mektebi diploması.

xx) Hamza Bey’in babası Hüseyin Bey’in sicill-i ahvali.

xxi) 1340 Tarihli bir mahkeme ilamı.

xxii) Hamza Bey’in İzmir Gureba Hastanesi’nde yattığına dair Hüdavendigar Vilayeti antetli mektup zarfı ve üzerinde ölümü ile ilgili not.1337.


ŞEYH RAMAZAN (Mahfi)

Sandıklı’da doğmuştur. Âlim bir kişidir. Şâir olduğu da bilinmektedir. Ancak, biz sadece bir kıt’asını elde edebildik. Şiirlerinde “Mahfi” mahlasını kullanmıştır.

Şeyh Ramazan 1616 yılında İstanbul’da ölmüş ve ‘Koca Mustafa Paşa’ dergâhına gömülmüştür.

Elimizde bulunan kıt’ası şudur:

MAHFİ bugün iz gözleyüp

Girdi yola aşk özleyüp

Aşıklara cem eyleyüp

NOT:Bu bölümde yer alan biyografiler; İrfan Ünver Nasrattınoğlu'nun "Afyonkarahisar, Şair ve Yazarları" kitabından alınmıştır.


ŞEYH SAFAİ

18. Yüzyıl şairidir. Yaşantısı hakkında yeterli bilgi edinilememiştir. Nerede doğmuştur, doğum tarihi nedir ve Sandıklı’ya nereden gelmiştir, kesinlikle bilinmemektedir.

Şair Şeyh Safai’nin Bolayır’dan Sandıklı’ya gelmiş olduğu ve uzun süre Sandıklı’da yaşadıktan sonra burada öldüğü söylenmektedir.

Şair ruhlu ve tasavvuf ilmine vakıf bulunan Şeyh Safai 1758 yılında Sandıklı’nın Karadirek(Gılandıras) bucağında ölmüş ve buraya gömülmüştür.

Şairin, basılı bir eseri veya divanı olup olmadığı bilinmemektedir. Ancak, elde bir çok şiirleri vardır:

İLAHİ

Garibim şu diyâr içre beni sarar olmaz

Acep bigeneyim bunda bana kimse yâr olmaz

Yanar âşık ayrı nice bağ ihsanına cananın

Gire gör ravz-ı aşka bu gülşende yanar olmaz.

Deva olmaz bana asla cemalin hastayım ben

Firaşi dert âşkına düşenlere tımar olmaz

Hudadan ger nazar ermezse lutfeyle bize anda

Benim gibi günahkara biriyin hiç itibar olmaz

Göçelim gel bakaya ey SAFAYİ dar-ı rıhketten

Bilirsin kim konan göçer menazilde karar olmaz.

SEHER VAKTİ

Seher vakti gözün uyar

Sana ihsan eder settar

Dil-i candan ona yalvar

Uyan vakti seherlerde

Seher vakti uyan canı

Dilim zikir ede süphanı

Ararsan derde dermanı

Uyan vakti seherlerde

Seher vakti uyananı

Hüda sever o cabnanı

Erişip lütfü rabbani

Uyan vakti seherlerde

Seher vakti kim uyanır

Tecelli nura boyanır

Varır arşa dayanır

Uyan vakti seherlerde

Seher vakti başın kaldır

Vücüdunu nura daldır

SAFAYİ bu güzel haldir

Uyan vakti seherlerde

MANZUME

Evliyanın yolu âyin bu adet kanun efkan imiş

Terk edenler cümle varın aleme sultan imiş

Arifi ilah değil anlarki nefsini bilmedi

Ol kuman-ı zan içinde daima hayran imiş

Eyle tevhit muhteden müzakka zikr ile

Ehli inkar kaldı şöyle mürşidi şeytanimiş

Ko inadı eyle ikrar hak tarika gir yürü

Münker olup aşkı hakkı bilmeyen hayvanimiş

Nice inkar ide hakkı muddeiler göz göre

Afitaptan ol iyandır göz süze bühtan imiş

Ol yedi bahri fena derya değil anlar isen

Vasfa gelmez bahri aşkile gatrası umman imiş

Ey SAFAYİ gel bu sırrı cahile etme beyan

İş bu insan bilmediği nesneye düşman imiş

NOT:Bu bölümde yer alan biyografiler; İrfan Ünver Nasrattınoğlu'nun "Afyonkarahisar, Şair ve Yazarları" kitabından alınmıştır.

NAMİ (Mehmet Emin Çakıroğlu)

Sandıklı’da doğmuştur. İlçe eşrafından Çakalzade’lerdendir. Babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Tahsilini Darüşşafaka’da yapmıştır. Çeşitli devlet memurluklarında bulunduktan sonra. P.T.T Müdürlüğü'nden emekli olmuştur.

Mehmet Emin Çakıroğlu, Fransızca bilir, zeki, iyi karakterli çevresi tarafından sevilen bir kişidir.

Şiirlerlerinde NAMİ mahlasını kullanan Çakıroğlu’nun basılı bir eseri olmamasına rağmen, yazdığı şiirlerle çevresinde ün yapmış ve şiirleri bir çok sanat dergilerinde yayınlanmıştır. Ayrıca bazı şiirleri bestelenmiştir..

Aşağıya güzel bir manzumesini alıyoruz:

M A N Z U M E

Temammül kalmadı tende Feleğin cevri yetmez mi

Hususu lutfi ihsani acep bir gün erişmez mi

Ne çekti Ademü Havva Felekten etmedi şekva

Kurulmuş bir dolap amma görenler hayret etmez mi

Seherde açılır güller öter şevkile bülbüller

Bilirmisin neler söyler bu gam bir lahza yetmez mi

Girer pervane devrane atılır şemi suzane

Yanar bişare merdane ne hikmettir bilinmez mi

Doğar hurşid güler yüzler fusunkardır güzel sözler

Sunar peymaneyi saki yakar bilcümle aşşakı

Cihanda aşk kalur baki bu şerbetten içilmez mi

Nedir NAMİ feryadın Muhammed aşkile bünyadın

NOT: Bu bölümde yer alan biyografiler; İrfan Ünver Nasrattınoğlu'nun "Afyonkarahisar, Şair ve Yazarları" kitabından alınmıştır.

Mahmut Esat Efendi

Sandıklı’da doğmuştur.

Babası Seydişehirli Hakim Emin efendidir.

Mahmut Esat Efendi, İzmir Bidayet mahkemesi birinci reisliğinde bulunmuştur. Bundan başka, İzmir idadisinde, İstanbul Üniversitesinde ve birçok okulda öğretmenlik yapmıştır.

Mahmut Esat Efendi, birçok eserler yazmıştır. Bunlardan ikisi şunlardır:

İzmir İdadisinde ders kitabı olarak okutulan ve 1891 yılında da basılan “Telhisi Usuli Fıkıh” adlı eseri ile 1924 yılında İstanbul’da basılan “Tarihi Dini İslam” adlı eserleridir.

NOT:Bu bölümde yer alan biyografiler; İrfan Ünver Nasrattınoğlu'nun "Afyonkarahisar, Şair ve Yazarları" kitabından alınmıştır.

Bir başka açıdan 'Sandıklı Tarihi'

Yıllar önce amatörce hazırladığımız Sandıklı Sayfası sitemizde de yayınlanan bir makale. Daha sonra hemşehrimiz tarafında kitap haline de getirilmişti. Bu araştırma ilk defa 2003 yılında sitemizde yayınlanmıştı.

Tüm Sandıklı siteleri arasında arama yapmak için tıklayınız.

İletişim

İsminiz :
Mail :
Konu :
Mesajınız :
Image (case-sensitive):
Google