Daha önceki yıllarda eski sitemizde de yayınlanan bu görüşmeyi, tekrar yayınlıyoruz. Eski sitelerimizdeki tüm yazı ve fotoğrafların taşınması devam etmektedir.
www.sandikli03.com
Ünlü şâir Özdemir İnce ile ‘Sandıklı’ya dâir’ konuştuk-1
Özdemir İnce anlatıyor...
Sandıklı Ortaokulu'nda 1960-1961 ders yılında Fransızca öğretmeni olarak çalıştım. Okulu bitirdiğimde, kurrada Yozgat Lisesi'ni çekmiştim. Sandıklı Ortaokulu'nu çeken bir kız (aynı zamanda sıra) arkadaşım (adı Aysel'di), benim nasılsa önce askere sonra da Fransa'ya gideceğimi gerekçe göstererek, kendisiyle yerlerimizi değiştirmemizi rica etti. Ben de kabul ettim. 1960 yılının Eylül ayında Sandıklı'ya geldim. İlkin bir süre bir otelde kaldım. Kaymakamlık binasının karşısındaki dönemeçteki küçük bir otelde kaldım. Sahibi yanlış anımsamıyorsam,Yavaşoğlu ailesi olabilir. Böyle bir aile varsa eğer... Altıgen-yedigen bir odaydı...
24 yaşında bir gençtim. Türkiye'nin en uygar kentlerinden biri olan Mersin'de büyümüştüm...Başkentin sanat çevresinden yaşamıştım... Sandıklı'da bir ortaçağ kasabasına gelmişim duygusuna kapıldım başlangıçta, doğal olarak. Sandıklı'daki hayattan sıkıldım ve gastrit oldum.
Bir gün öğretmenler derneği bahçesinde otururken iki adam geldi. Kendilerini tanıttılar. Birinin adı Boz Ahmet, ötekinin adı Hikmet Bayur imiş. Boz Ahmet'in soyadını, Hikmet Bayur'un da gerçek adını asla öğrenemedim. Boz Ahmet konuştu: Ortaokulun yanında bir öğrenci yurdu yaptırıyorlarmış, bitmek üzereymiş, acaba bu yurdun yöneticiliğini kabul eder miymişim... Maaş vermeşeceklermiş; ama bir oda vereceklermiş, benim için özel yemek çıkartacaklarmış. Öneriyi hemen kabul ettim. Ve 1961 haziran başına kadar o odada yaşadım. Cümle kapısından girerken, soldaki, üstkattaki oda.
Boz Ahmet ile Hikmet Bayur benden en az 25-30 yaş daha büyüktüler. Ama ilk arkadaşlarım onlardır. İkisinin aracılığıyla Avukat Ali İhsan Ulubahşi, tuhafiyeci Nimet (daha sonra belediye başkanı olduğunu duydum) ile tanıştım. Öldürülen eczacı da arkadaşımdı. Adını unuttum. Galatasaray lisesi mezunuydu, iyi Fransızca bilirdi. Yaşasaydı ülkenin tanınmış İslamcılarından olurdu.Bana Türkçe ve Fransızca dini kitaplar verirdi. Görüştüğüm insanlar Demokrat Partiliydiler. Daha sonra Adalet Partisi'nin kuruluşuna fiilen katıldılar. Çoğu zaman birlikte yemek yer içki içerdik. Boz Ahmet ile Hikmet Bayur'un (adı Mustafa olabilir) içki içtiklerini kesinlikle anımsıyorum.
"Sağ" görüşlüydüler elbette, ama bugünkü anlamda İslamcı değillerdi galiba. "Cumhuriyet"e karşı değillerdi. Ancak Devrim Komitesi'nin yerli memurların eşlerinin de futa ve çarşaflarını çıkarmalarını istemesine canları sıkılırdı. Şimdi neler söyleniyor bilemem, ama halk kadınlarına da baskı yapıldığı söyleniyorsa, tanık benim, yalandır.
Sandıklı lokantalarında 1960 yılında, ramazan ayı dışında, içki verilirdi.Bir sinema salonu vardı. Bazen gezici tiyatro kumpanyası gelir, şarkıcı-türkücüler, dansözler sahyeye çıkardı. İlçede bulunduğum sürede herhangi bir baskı ile karşılaşmadım. Belki de 27 Mayıs'ın yarattığı atmosfer yüzündendi. Beni severlerdi. Bunun nedeni olarak da Adnan Menderes'in idam edildiği gün içki içmememi gösterirlerdi. Böylece merhuma ve Sandıklılı sevenlerine saygımı ifade etmişim. O gün lokantada içki içmediğim kesin ama gerekçesi onların sandığı gerekçe miydi, doğrusunu isterseniz, anımsamıyorum. Ancak bu yorum Sandıklı'da dışlanmamı önledi ve dost edinmeme yol açtı...
Her ay mutlaka birkaç kez Dinar'a, Nedret Gürcan'ı görmeye giderdim. Dinar da daha çağdaş bir atmosfer vardı.
Daha sonra, birkaç kez otobüsle, daha sonra (1977'den sonra) kendi arabamla Sandıklı'nın içinden geçtim. Yol daha sonra dışarıya alındı... Ama Sandıklı'da yaşamımı kolaylaştıran dostlarımla bir daha görüşmek kısmet olmadı.
Sandıklı'dan ayrıldıktan sonra, AP milletveki olan Ali İhsan Ulubahşi'ye Ankara'da birkaç kez rastladığımı anımsıyorum.
Sandıklı'nın delisini de anımsıyorum. "Burnuna uçak konsa ne yaparsın?" diye sorardım. Orta parmağıyla burnuna fiske vurdurdu.
Sandıklı'da bulunduğum süre içinde çok kitap okudum. Epeyce şiir yazdım. Bu şiirleri BÜTÜN ŞİİRLERİM, BİRİNCİ KİTAP'ta, "Karşı Yazgı" adlı bölüm-kitapta okuyabilirsiniz. Kitabı Adam Yayınları yayımlamıştır.
Ünlü şâir Özdemir İnce ile ‘Sandıklı’ya dâir’ konuştuk-2
Özdemir İnce anlatıyor...
Sandıklı'da bulunduğum dönemde hiçbir yerli eve girmedim. Dönemin kaymakamı ve eşi arkadaşımdı.Yani 1960-61 yıllarında. Soyadı Dokuzoğuz, Dokuzoğlu gibi olabilir. Operaya meraklıydı. Sandıklı yerlisinden matematik öğretmeninki dışında hiçbir yerli evine girmedim. Bir ev daha var, eczanenin yanında oturan bir yerli doktor vardı. İlaç bağımlısıydı. Onun evine girdim. Evet bir başka eve girdim, epeyce kitap vardı. Ama Nimet'in ne kadar kitabı vardı, bilemiyorum. O yıllarda Sandıklı'nın entellektüeli avukat Ali İhsan Ulubahşi idi. Yurtta benim odama gelirlerdi. Ali İlhan Ulubahşi, Paul Valery'nin "Monsieur Teste"ini okumaya çalışırdı, Fransızcadan.
***
Eczacı Sait'in soyadı MUTLU imiş. Bana verdiği INTRODUCTION TO ISLAM (Publucations of Centre Culturel İslamique, Paris. No:1; 1378 H/ 1959) adlı kitaba "İnce ailesine ebedi saadet temennilerimle...Sandıklı 28.3.961, Sait Mutlu" yazmış. Aynı kitabın Türkçe çevirisi de var: "Prof.Muhammed Hamidullah, İslama Giriş, Çeviren:Kemal Kuşçu; Sönmez Neşriyat ve Matbaacılık A.Ş.1961." Demek ki Sait Mutlu'ya 10 lira verip çeviriyi satın almışım, o da bana kitabın İngilizcesini armağan etmiş."Bir gün ecdadımıza...." diye başlayan bir ithaf yazdığı bir başka kitap daha vardı ama onu bulamadım. Bir gün bir rastlantı sonucu kitabı bulursam size yazarım. İthafın Osmanlı'ya gönderme olduğunu anımsar gibiyim.Öldürüldüğü zaman ben artık Sandıklı'da değildim. Kalfasının öldürdüğünü söylediler. Sait'in de Kalfa'nın da yüzleri gözümün önünde. Sait o zaman bekardı galiba. Eczane uğrak yerimizdi. Çarşıdaydı zaten. Benimle din sorunlarını uzun uzun konuşmazdı. Belki çekiniyordu benden. 27 Mayıs'tan sonra mezun olup Sandıklı'ya gelmiştim. İlçe'nin Devrim Komitesi üyesiydim. Bu nedenle çekinmiş olabilir. Ancak "Geleneksel" çizgide olduğunu söyleyebilirim.Yaşasaydı Erbakan'la birlikte hareket ederdi. Bana inançları konusunda hiçbir açıklama yapmazdı. Her şey doğal geçerdi, örneğin "Bak bir kitap var" derdi.
***
Sandıklı'da hiç sevgilim olmadı. Sandıklı'ya geldiğimde nişanlıydım. 1961 yılının şubat ayında Ülker'le nikahlanmıştım. Ben nikahlanmadan önce, bana takılırlardı, "Seni buradan everelim" derlerdi. Ben de "Nişanlıyım" derdim. "Ne olacak canım, atarsın nişanı" derlerdi. Ben de "Attık nişanı diyelim, ama ben yüzünü görmediğim, tanımadığım kızı ne yapayım" derdim. "Len oğlum, derlerdi, sen nişanı boz gerisi goley..." Şaka mı konuşurlardı, ciddi mi, bilemem.
24 yaşımdaydım. Kısa, orta ve uzun menzilli hedefleri belli bir adamdım. Sandıklı'yı değil Afyon vilayetinin tümünü verseler, orada evlenip kalamazdım. Hemen askere gidip (gittim), ardından Paris'e gidecektim (1965'te gittim).
Postanenin karşısında, derenin kıyısında (evet bir dere geçerdi Sandıklı'dan) küçük bir kitapçı vardı. Oradan gazete alırdım. Bütün gazeteler gelirdi oraya.
***
Zenginler ne yer ne içerdi? Sandıklı'nın zenginleri kimlerdi? Anımsamıyorum. Lokantada herkesin yediklerini yerlerdi. Adını verdiklerim dışında Sandıklı'da arkadaşım olmadı. Sandıklı durağı benim için okuma ve yazma açısından önemlidir. Şiirlerimi okuduğum biri olamazdı Sandıklı'da. Kargı'yı okursanız bunun nedenini anlarsınız. O şiirler 2002'de bile Türkiye için çok yeni şiirlerdir.
***
Devrimci kişiliğim yüzünden Sandıklı'da kovuşturmaya uğramam olanaksızdı. Devrimden kastınız 27 Mayıs 1960 ise, zaten Sandıklı'da o devrimi temsil edenlerden biriydim. "Devrimci"yi sol anlamda kullanıyorsanız. Henüz erkendi. Türkiye İşçi Partisi birkaç yıl sonra kuruldu. Ve "sol" o zaman ortalıkta konuşulmaya başlandı. Ancak Sandıklı'daki çevrem "Len oğlum, bütün gomunistler senin gibi olsa başa çıkamazdık!" derlerdi. Behçet Kemal Çağlar'dan nefret ederlerdi. Onunla beni karşılaştırırlar, benim cana yakınlığımı tehlikeli bulurlardı. Demek ki B.K.Çağlar'ı da "komünist" kabul ediyorlardı.
***
Ahmet İnam'ın Sandıklı'lı olduğunu bilmiyorum. Daha sonra 70'lerde tanıdığım zaman da söylemedi bana.
***
Sandıklı'da önemli bütün bankalar vardı. Osmanlı Bankası'nı anımsamıyorum.
***
Sandıklı tutucu bir yerdi. Ama beni rahatsız eden olmadı. Çünkü Kaymakam'a yakındım. İlçe'nin ileri gelenleri, sağ politik cazgırları ahbabımdı, çok güzel giyinen yakışıklı bir gençtim, ilçe insanlarına, törelerine saygılıydım. Kendilerinden olmasam bile severlerdi, sayarlardı beni. Eski öğrencilerimden zaman zaman mektup almışımdır.
***
Sandıklı'da olduğum süre içinde doğal afet ve benzeri şeyler olmadı. O sırada önemli olan "Sabık ve sakıtlar"ın mahkemeleriydi. Ardından Adalet Partisi'nin kuruluş çalışmalarıydı. Süleyman Demirel Sandıklı'da partiyi kurması için Ali İnsan Ulubahşi'ye mektup yazmıştı. Mektubu bana gösterdiydi. Ali İhsan hemen kolları sıvadı, Boz Amet "Ahmet" değil, Hikmet Bayur ve Nimet partinin çekirdeğini oluşturdular ve hemen araziye çıktılar. Yeni Anayasa'ya "Hayır" denmesi için çalıştılar. Çalışmalarını benden gizlemezlerdi. Benimle konuştuklarını kimseye aktarmazdım. Örneğin Kaymakam da bu "kuyruklar"la, "karşı devrimciler"le neler konuştuğumu sormazdı bana. Tam bir özgürlük ortamı, demokratik ortam. Belki de bugünkü anlamda İslamcı değillerdi.
Zaman zaman özlerim hepsini. Boz Amet biraz palavracıydı. Bir gün Ankara'da Kızılay'da yürüyormuş, arkadan biri çelme takmış, geri dönünce kimi görsün, Adnan Menderes'i... "Len oğlum Adnan şimdi şakanın sırası mı?!" demiş. Bir gün jandarmalar kovalıyormuş Boz Amet'i, bir nalbant bulup atının nallarını ters çaktırmış... Karda iz süren jandarma, Boz Amet'in gittiği yönün tersine gitmiş. İlk ikisine inanmazdım ama sonuncusuna inanırdım. Bir gün Muzaffer Erdost'a anlattım bunu Ankara'da. Veteriner olan Muzaffer "Budala mısın, atların nallarını ters çakmaya olanak yoktur!" demişti.
***
Sandıklı'nın delisini, hapçı doktoru öğrenmek için 1940-45 doğumluları bulacaksınız. Bende o zamanlarda çekilmiş birkaç resim var. Köylü-şehirli ayrımı olduğunu, köylülerin Sandıklı'ya sokulmadıklarını anımsamıyorum. Bu bana gerçekdışı, palavra gibi geliyor. CHP'nin tek parti dönemini, 27 Mayıs'ı karalamak için uydurulmuş olduğuna eminim. 1960-61'de Sandıklı'nın yüzde sekseninden fazlası da köylü gibiydi.
***
Biliyor musunuz bilmem, roman yazarı, tiyatro ve sinema oyuncusu Kemal Bekir, Sandıklı'nın "Manav" ailesindendir. Akrabalarından biri (ortaokul resim öğretmeniydi) bir ara belediye başkanı oldu Sandıklı'ya.
***
Sandıklı'ya ilgili anımsadıklarım bu kadar.
Bu Sohbete Ek Olarak Sayın Özdemir İnce,sonradan hatırladıklarını da bize göndermiş:
Hazırlayan: Mustafa Uğur Başer

