www.sandikli03.com

27 Kasım 2007 Salı

Sandıklı Lisesi'ne giden yol...

1962 yılı Sandıklı Lisesi'ne giden yol

Çoğumuzun koltuğumuz altında kitaplarımızla senelerce geçtiğimiz Sandıklı Lisesi'ne giden yolun 1962 yılındaki görünüşü. Hatırlayan var mı? (Fotoğraf: Tuncay Özer)

1962 yılı Hüdai Kaplıcası

Fotoğrafı büyük görmek için üzerine tıklayınız

1962 yılı Hüdai Kaplıcası'ndan bir fotoğraf. Kim bilir kaç kez gittiğimiz kaplıcanın 1962 yılı görüntülerini görmek sürpriz oldu hepimiz için. Belki siz de buradaki çadırlarda kalan birisiniz. (Fotoğraf: Tuncay Özer)

25 Kasım 2007 Pazar

Köy isimlere

Sandıklı'nın hemen her köyünün artık internet sitesi var. Öyle ki, bazı köylerimizin 2-3 tane web sitesine sahip. Hepsi birbirinden güzel bu siteleri hazırlayanları kutluyoruz.
Sandıklı'daki köylerimizin isimleri ise, Oğuz Boyu'na dayanır:

Köylerin nasıl ve ne şekilde kurulduğu ve isimlerini nereden aldıkları Oğuz boylarına kadar dayanır. Köylerimizin isimlerinde Oğuz Türklerinin taşımış olduğu isimler karşımıza çıkar. Oğuzlar 24 boy idi. Boyların 12 si "Üçoklar", 12 si "Bozoklar" diye anılırdı. Bu 24 boyun nüfusları yüz binleri buluyordu. Her boy oymaklara ve daha küçük dallara ayrılmıştı. Bugün Anadolu'da birkaç bin yer adı bu Oğuz boylarının ismini taşımaktadır.

Çin kaynaklarına göre en eski Türk ili (Türkistan) Koyunlu devleti 5 büyük hanlıkla yönetiliyordu. Bu 5 hanlıktan bölünme köylerimiz olmuştur. Bunlar:
1- Karacaören ve Karasandıklı
2- Akin Akharım Akçabadırık Akkeçili
3- Kızıl Alacami Alamescit Alagöz
4- Gök ve Gökçe (Sandıklı'da yok)
5- Sarıcaköy (Eskiden Sandıklı'da varmış)

1962 yılında Belediye

1962 yılına ait Sandıklı Belediyesi fotoğrafı. (Fotoğraf: Tuncay Özer)

Kim bilir her gün önünden kaç defa geçtiğimiz Sandıklı Belediyesi'nin 1962 yılına ait bir fotoğrafı. Belediye binası önündeki araçları içinizde mutlaka bilenler vardır.

23 Kasım 2007 Cuma

ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Sandıklı, 1936 yılı. Temsilde görev alan bir grup öğretmen

08 Kasım 2007 Perşembe

Ünlü felsefeci Ahmet İnam ile ‘Sandıklı günlerini’ konuştuk

  • 1963'ten buyana dergilerde yazıyor...

  • Ahmet İnam kendini anlatıyor

  • "Gönülden Bilime" kitabında babasını da anlattı...

  • Dayısı için hangi şiiri yazdı?

  • Çocukluğu Sandıklı dışında başka hangi şehirlerde geçti?

  • İlkokulda "gıynaşıklık" ettiğinde öğretmeni ne ceza verirdi?

  • Elektrik mühendisliğinde okuyan İnam,neden felsefeye ilgi duydu?

  • Sandıklılı olmaktan hep gurur duydu...

  • Ahmet İnam'ın dine bakış açısı...

Ben 1963'den beri dergilerde yazmaktayım.Edebiyatla başladım.Şiirle.Hâlâmensur şiirlerim Antalya'da yayımlanan Simge dergisinde çıkıyor.

Babam Âta İnam, Eminlikler'den.Dedem Ahmet İnam, Sandıklı Mezarlığı'nda
istirahattedır; rahmetli, Cumhuriyet'in Zabıt Katibleridendir. Nakşî
tarikatine mensubdu. Annem Melihâ Öner,İmamlar'dan. Dedem İbrahim
Öner, uzun yıllar Ulu Camiî imamlığını yapmıştır. İki dedemin de
yaşlılıklarını hatırlıyorum. Yazık ki aramızda olumlu bir muhabbet
oluşamadı. Amcam Ali İnam, askerdi,yarbayken kaybettik kendisini,hayat
dolu,sevimli bir insandı. Teyzem Zeliha Seyman, Ulu Camiî'in hemen
arkasında manifaturacılık yapan Yusuf Seyman'ın eşiydi, Yusuf Enişte'm
ilginç biriydi,çocukları seven,candan bir insandı. Dayılarımın benim
düşünce hayatıma doğrudan olmasa da dolaylı etkileri olmuştur. Büyük
dayım, Mustafa Öner, İmam Hatip okulu mezunu,sonradan ilkokul
öğretmenliğine geçmiş, aydın bir kişiydi.Kendini aşmak isteyen, sorumlulk
sahibi, çocuk ruhlu candan biriydi. Şimdilerde yitirdiğim bir şiir
yazmıştım ona: "Dayımın Göbeği". Küçük dayım,hukuk ve mülkiye mezunu
Sandıklı'da avukatlık yapmış,eski bir kaymakamdı. Bir dönem Afyon
Milletvekili olarak meclise girmiş (CHP'den,Ecevit zamanında) kültürlü
bir insandı. Kendisiyle sınırlı da olsa yaptığım sohbetlerden çok
yararlanmışımdır.
Babam İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi mezunu askeri
öğretmendi. Onu, "Gönülden Bilime" adlı kitabımda yazdım. (Hece
Yayınları,2002) Mesleği dolayısıyla hep Konya ve İstanbul gibi büyük
şehirlerde geçti çocukluğum. Annem ben İstanbul'da ilkokul üçüncü
sınıftayken şizofreni teşhisiyle,önce askeri hastaneye sonra da
Bakırköy'e yatınca babam, kardeşimle (Benden iki yaş küçük erkek
kardeşim,şu an Ankara Sosyal Sigortalar Hastanesinde başarılı bir
dahiliye uzmanıdır!) beni halamla dayımın yanına gönderdi (Halam Ummahan
İnam'la Büyük dayım Mustafa Öner birbirleriyle evliydiler!) Sandıklı
Serüvenim,1957'de bu zorunlu göçle başladı.
Zor günlerdi. Duygulu, içi enerjiyle dolu,yalnız bir çocuktum.Çok
haylazdım. Teneffüslerde "gıynaşıklık" ettiğimden, okulun girişindeki
saatin altında "dinelme" cezası alırdım. (Şimdi ABD'de başarılı bir
mühendis olan küçük dayımın çok zeki oğlu Prof.Dr.Mete Öner'le
birlikte!) Saatin altında dikilmiş bu haylaz çocukların önünden bütün bir
okul öğrencileri alay ederek geçerlerdi. Bu olay benim felsefeye
yönelmemi belirlemiş olabilir. Çetinkaya İlkokulu'nun bahçesinden görülen
başı dumanlı dağlar beni çok etkilemişti. Sandıklı'nın doğasında
inanılmaz gizliliklerin saklı olduğuna hep inanmışımdır.
Toprağından, derelerinden bu dünyaya ait olmayan varlıkların
çıkıp,kulağıma kainat hakkında sırlar fısıldayacaklarına
inanırdım. Doğrusu, çocukca ama,hâlâ inanırım. Sandıklı halkı, hayata
bakışlarındaki içtenlikleri,aralarındaki çekişmeleriyle hep ilgimi
çekmiştir. Sandıklı'da konuşulan dili sevmişimdir, bu dilin sesi kimi
zaman yazılarıma geçmiştir. Elbette kimseyle şiirden,kafamdaki
düşüncelerden konuşamadım, benim yalnızlığımı içe kapanıklığımı arttırdı
ortamın düşünce çoraklığı. Yine de insanların iç dünyaları,duygularını
yaşayışları bana çok şey öğretti. Sandıklı insanı kapalı bir toplumun
insanı idi. Dinle bütünleşmiş bir yaşam içindeydiler. Bu beni hiç rahatsız
etmedi. İmam dedemin ardında namaza durdum. Bana iç dünyasını açmasını
bekledim, dindar büyüklerimin, nedense yapmadılar. Dinle duygularım
arasında bağı o zamanlar oluşturamadım. Sınırsız olduğunu sandığım
düşlerimi kucaklayacak yaşam biçimi, okulun ve caminin dışına taşdı böylece.
Sandıklı,yalnızlığım, anasızlığım, çaresizliğimdi. Geceleri yatağımda
uzun uzun ağladığımı anımsıyorum.
Sandıklı umudumdu, öte yandan. Baharda afyon tarlalarının içinden
söylediğim türküler, o yaşta aşık olup penceresinin önünde saatlerce
nöbet tuttuğum sevgililerimi verdi bana Sandıklı.Soğuk kış
günlerinde, "kuzine" nin sıcaklığı çevresine oturmuş insanların
sohbetlerinde hayatın iç dünyamda açtığı zenginliği, Sandıklı'yla
yaşadım ben;insanların birbirlerine taktıkları lakapların ardında yatan
derin psikolojik gözlemler bana çok şey öğretti.
Sandıklı'yı hep kendime özgü yanıyla,bir mahrem dünyayı yaşar gibi
yaşadım.Herkesin gittiği yerler,sevdiği şeyler ilgimi çekmedi. Kısaca ben
Sandıklı'yı bir duygu olarak yaşadım, bir toplum olarak değil.
İlkokul bitince, Sandıklı'dan ayrıldım. İstanbul'da bir askeri orta
okula Selimiye Askeri Orta Okuluna girdim.


Sonra Haydarpaşa lisesini ve ODTÜ Elektrik mühendisliği bölümünü
bitirdim.Felsefe okumasam çıldırabilirdim.Henüz çıldırmadım.Felsefe
okudum.Felsefeyi yaşıyorum.
Sandıklı'yı unutmadım. Orada bizim dilimize,geçmişimize dâir çok
önemli ipuçları yakaladım. Ömrüm yeterse o topraklardan kaynaklanan bir
felsefe yapma tarzının nasıl olabileceğini araştıracağım. Sandıklı'lı
olmak beni ben kılan bir özellik. Yıllarca Sandıklı dışında
yaşadım .Kökümse, orada, o Sandıklı topraklarında. Felsefeci olarak o
topraklara borcum var benim.
Dindar değilim. Dine saygım var. Beni o şekillendirdi. Yaşadığımız
hayat bizden büyük sorumluluklar bekliyor. Kültürümüz yeni yorumlar
bekliyor. Sandıklı'dan çıkıp tüm insanlığa ait olan evrensel hayata özgü
sözler söylemeye çalışmanın heyacanı ile doluyum. Ömrüm buna yetmese de
Sandıklı'lı gençlerin bir gün, benim yaşadığım düşünsel heyecanın
ateşini taşıyacaklarını umuyorum.
21 Aralık,2002,Ankara

Not: Bu konuşmanın ilk yayınlandığı web sitemiz şurada bakmak isteyenler için.

Ünlü şâir Özdemir İnce ile ‘Sandıklı’ya dâir’...

Daha önceki yıllarda eski sitemizde de yayınlanan bu görüşmeyi, tekrar yayınlıyoruz. Eski sitelerimizdeki tüm yazı ve fotoğrafların taşınması devam etmektedir.
www.sandikli03.com

Ünlü şâir Özdemir İnce ile ‘Sandıklı’ya dâir’ konuştuk-1

Özdemir İnce anlatıyor...


Sandıklı Ortaokulu'nda 1960-1961 ders yılında Fransızca öğretmeni olarak çalıştım. Okulu bitirdiğimde, kurrada Yozgat Lisesi'ni çekmiştim. Sandıklı Ortaokulu'nu çeken bir kız (aynı zamanda sıra) arkadaşım (adı Aysel'di), benim nasılsa önce askere sonra da Fransa'ya gideceğimi gerekçe göstererek, kendisiyle yerlerimizi değiştirmemizi rica etti. Ben de kabul ettim. 1960 yılının Eylül ayında Sandıklı'ya geldim. İlkin bir süre bir otelde kaldım. Kaymakamlık binasının karşısındaki dönemeçteki küçük bir otelde kaldım. Sahibi yanlış anımsamıyorsam,Yavaşoğlu ailesi olabilir. Böyle bir aile varsa eğer... Altıgen-yedigen bir odaydı...

24 yaşında bir gençtim. Türkiye'nin en uygar kentlerinden biri olan Mersin'de büyümüştüm...Başkentin sanat çevresinden yaşamıştım... Sandıklı'da bir ortaçağ kasabasına gelmişim duygusuna kapıldım başlangıçta, doğal olarak. Sandıklı'daki hayattan sıkıldım ve gastrit oldum.

Bir gün öğretmenler derneği bahçesinde otururken iki adam geldi. Kendilerini tanıttılar. Birinin adı Boz Ahmet, ötekinin adı Hikmet Bayur imiş. Boz Ahmet'in soyadını, Hikmet Bayur'un da gerçek adını asla öğrenemedim. Boz Ahmet konuştu: Ortaokulun yanında bir öğrenci yurdu yaptırıyorlarmış, bitmek üzereymiş, acaba bu yurdun yöneticiliğini kabul eder miymişim... Maaş vermeşeceklermiş; ama bir oda vereceklermiş, benim için özel yemek çıkartacaklarmış. Öneriyi hemen kabul ettim. Ve 1961 haziran başına kadar o odada yaşadım. Cümle kapısından girerken, soldaki, üstkattaki oda.

Boz Ahmet ile Hikmet Bayur benden en az 25-30 yaş daha büyüktüler. Ama ilk arkadaşlarım onlardır. İkisinin aracılığıyla Avukat Ali İhsan Ulubahşi, tuhafiyeci Nimet (daha sonra belediye başkanı olduğunu duydum) ile tanıştım. Öldürülen eczacı da arkadaşımdı. Adını unuttum. Galatasaray lisesi mezunuydu, iyi Fransızca bilirdi. Yaşasaydı ülkenin tanınmış İslamcılarından olurdu.Bana Türkçe ve Fransızca dini kitaplar verirdi. Görüştüğüm insanlar Demokrat Partiliydiler. Daha sonra Adalet Partisi'nin kuruluşuna fiilen katıldılar. Çoğu zaman birlikte yemek yer içki içerdik. Boz Ahmet ile Hikmet Bayur'un (adı Mustafa olabilir) içki içtiklerini kesinlikle anımsıyorum.

"Sağ" görüşlüydüler elbette, ama bugünkü anlamda İslamcı değillerdi galiba. "Cumhuriyet"e karşı değillerdi. Ancak Devrim Komitesi'nin yerli memurların eşlerinin de futa ve çarşaflarını çıkarmalarını istemesine canları sıkılırdı. Şimdi neler söyleniyor bilemem, ama halk kadınlarına da baskı yapıldığı söyleniyorsa, tanık benim, yalandır.

Sandıklı lokantalarında 1960 yılında, ramazan ayı dışında, içki verilirdi.Bir sinema salonu vardı. Bazen gezici tiyatro kumpanyası gelir, şarkıcı-türkücüler, dansözler sahyeye çıkardı. İlçede bulunduğum sürede herhangi bir baskı ile karşılaşmadım. Belki de 27 Mayıs'ın yarattığı atmosfer yüzündendi. Beni severlerdi. Bunun nedeni olarak da Adnan Menderes'in idam edildiği gün içki içmememi gösterirlerdi. Böylece merhuma ve Sandıklılı sevenlerine saygımı ifade etmişim. O gün lokantada içki içmediğim kesin ama gerekçesi onların sandığı gerekçe miydi, doğrusunu isterseniz, anımsamıyorum. Ancak bu yorum Sandıklı'da dışlanmamı önledi ve dost edinmeme yol açtı...

Her ay mutlaka birkaç kez Dinar'a, Nedret Gürcan'ı görmeye giderdim. Dinar da daha çağdaş bir atmosfer vardı.

Daha sonra, birkaç kez otobüsle, daha sonra (1977'den sonra) kendi arabamla Sandıklı'nın içinden geçtim. Yol daha sonra dışarıya alındı... Ama Sandıklı'da yaşamımı kolaylaştıran dostlarımla bir daha görüşmek kısmet olmadı.

Sandıklı'dan ayrıldıktan sonra, AP milletveki olan Ali İhsan Ulubahşi'ye Ankara'da birkaç kez rastladığımı anımsıyorum.

Sandıklı'nın delisini de anımsıyorum. "Burnuna uçak konsa ne yaparsın?" diye sorardım. Orta parmağıyla burnuna fiske vurdurdu.

Sandıklı'da bulunduğum süre içinde çok kitap okudum. Epeyce şiir yazdım. Bu şiirleri BÜTÜN ŞİİRLERİM, BİRİNCİ KİTAP'ta, "Karşı Yazgı" adlı bölüm-kitapta okuyabilirsiniz. Kitabı Adam Yayınları yayımlamıştır.

Ünlü şâir Özdemir İnce ile ‘Sandıklı’ya dâir’ konuştuk-2

Özdemir İnce anlatıyor...

Sandıklı'da bulunduğum dönemde hiçbir yerli eve girmedim. Dönemin kaymakamı ve eşi arkadaşımdı.Yani 1960-61 yıllarında. Soyadı Dokuzoğuz, Dokuzoğlu gibi olabilir. Operaya meraklıydı. Sandıklı yerlisinden matematik öğretmeninki dışında hiçbir yerli evine girmedim. Bir ev daha var, eczanenin yanında oturan bir yerli doktor vardı. İlaç bağımlısıydı. Onun evine girdim. Evet bir başka eve girdim, epeyce kitap vardı. Ama Nimet'in ne kadar kitabı vardı, bilemiyorum. O yıllarda Sandıklı'nın entellektüeli avukat Ali İhsan Ulubahşi idi. Yurtta benim odama gelirlerdi. Ali İlhan Ulubahşi, Paul Valery'nin "Monsieur Teste"ini okumaya çalışırdı, Fransızcadan.

***

Eczacı Sait'in soyadı MUTLU imiş. Bana verdiği INTRODUCTION TO ISLAM (Publucations of Centre Culturel İslamique, Paris. No:1; 1378 H/ 1959) adlı kitaba "İnce ailesine ebedi saadet temennilerimle...Sandıklı 28.3.961, Sait Mutlu" yazmış. Aynı kitabın Türkçe çevirisi de var: "Prof.Muhammed Hamidullah, İslama Giriş, Çeviren:Kemal Kuşçu; Sönmez Neşriyat ve Matbaacılık A.Ş.1961." Demek ki Sait Mutlu'ya 10 lira verip çeviriyi satın almışım, o da bana kitabın İngilizcesini armağan etmiş."Bir gün ecdadımıza...." diye başlayan bir ithaf yazdığı bir başka kitap daha vardı ama onu bulamadım. Bir gün bir rastlantı sonucu kitabı bulursam size yazarım. İthafın Osmanlı'ya gönderme olduğunu anımsar gibiyim.Öldürüldüğü zaman ben artık Sandıklı'da değildim. Kalfasının öldürdüğünü söylediler. Sait'in de Kalfa'nın da yüzleri gözümün önünde. Sait o zaman bekardı galiba. Eczane uğrak yerimizdi. Çarşıdaydı zaten. Benimle din sorunlarını uzun uzun konuşmazdı. Belki çekiniyordu benden. 27 Mayıs'tan sonra mezun olup Sandıklı'ya gelmiştim. İlçe'nin Devrim Komitesi üyesiydim. Bu nedenle çekinmiş olabilir. Ancak "Geleneksel" çizgide olduğunu söyleyebilirim.Yaşasaydı Erbakan'la birlikte hareket ederdi. Bana inançları konusunda hiçbir açıklama yapmazdı. Her şey doğal geçerdi, örneğin "Bak bir kitap var" derdi.

***

Sandıklı'da hiç sevgilim olmadı. Sandıklı'ya geldiğimde nişanlıydım. 1961 yılının şubat ayında Ülker'le nikahlanmıştım. Ben nikahlanmadan önce, bana takılırlardı, "Seni buradan everelim" derlerdi. Ben de "Nişanlıyım" derdim. "Ne olacak canım, atarsın nişanı" derlerdi. Ben de "Attık nişanı diyelim, ama ben yüzünü görmediğim, tanımadığım kızı ne yapayım" derdim. "Len oğlum, derlerdi, sen nişanı boz gerisi goley..." Şaka mı konuşurlardı, ciddi mi, bilemem.

24 yaşımdaydım. Kısa, orta ve uzun menzilli hedefleri belli bir adamdım. Sandıklı'yı değil Afyon vilayetinin tümünü verseler, orada evlenip kalamazdım. Hemen askere gidip (gittim), ardından Paris'e gidecektim (1965'te gittim).

Postanenin karşısında, derenin kıyısında (evet bir dere geçerdi Sandıklı'dan) küçük bir kitapçı vardı. Oradan gazete alırdım. Bütün gazeteler gelirdi oraya.

***

Zenginler ne yer ne içerdi? Sandıklı'nın zenginleri kimlerdi? Anımsamıyorum. Lokantada herkesin yediklerini yerlerdi. Adını verdiklerim dışında Sandıklı'da arkadaşım olmadı. Sandıklı durağı benim için okuma ve yazma açısından önemlidir. Şiirlerimi okuduğum biri olamazdı Sandıklı'da. Kargı'yı okursanız bunun nedenini anlarsınız. O şiirler 2002'de bile Türkiye için çok yeni şiirlerdir.

***

Devrimci kişiliğim yüzünden Sandıklı'da kovuşturmaya uğramam olanaksızdı. Devrimden kastınız 27 Mayıs 1960 ise, zaten Sandıklı'da o devrimi temsil edenlerden biriydim. "Devrimci"yi sol anlamda kullanıyorsanız. Henüz erkendi. Türkiye İşçi Partisi birkaç yıl sonra kuruldu. Ve "sol" o zaman ortalıkta konuşulmaya başlandı. Ancak Sandıklı'daki çevrem "Len oğlum, bütün gomunistler senin gibi olsa başa çıkamazdık!" derlerdi. Behçet Kemal Çağlar'dan nefret ederlerdi. Onunla beni karşılaştırırlar, benim cana yakınlığımı tehlikeli bulurlardı. Demek ki B.K.Çağlar'ı da "komünist" kabul ediyorlardı.

***

Ahmet İnam'ın Sandıklı'lı olduğunu bilmiyorum. Daha sonra 70'lerde tanıdığım zaman da söylemedi bana.

***

Sandıklı'da önemli bütün bankalar vardı. Osmanlı Bankası'nı anımsamıyorum.

***

Sandıklı tutucu bir yerdi. Ama beni rahatsız eden olmadı. Çünkü Kaymakam'a yakındım. İlçe'nin ileri gelenleri, sağ politik cazgırları ahbabımdı, çok güzel giyinen yakışıklı bir gençtim, ilçe insanlarına, törelerine saygılıydım. Kendilerinden olmasam bile severlerdi, sayarlardı beni. Eski öğrencilerimden zaman zaman mektup almışımdır.

***

Sandıklı'da olduğum süre içinde doğal afet ve benzeri şeyler olmadı. O sırada önemli olan "Sabık ve sakıtlar"ın mahkemeleriydi. Ardından Adalet Partisi'nin kuruluş çalışmalarıydı. Süleyman Demirel Sandıklı'da partiyi kurması için Ali İnsan Ulubahşi'ye mektup yazmıştı. Mektubu bana gösterdiydi. Ali İhsan hemen kolları sıvadı, Boz Amet "Ahmet" değil, Hikmet Bayur ve Nimet partinin çekirdeğini oluşturdular ve hemen araziye çıktılar. Yeni Anayasa'ya "Hayır" denmesi için çalıştılar. Çalışmalarını benden gizlemezlerdi. Benimle konuştuklarını kimseye aktarmazdım. Örneğin Kaymakam da bu "kuyruklar"la, "karşı devrimciler"le neler konuştuğumu sormazdı bana. Tam bir özgürlük ortamı, demokratik ortam. Belki de bugünkü anlamda İslamcı değillerdi.

Zaman zaman özlerim hepsini. Boz Amet biraz palavracıydı. Bir gün Ankara'da Kızılay'da yürüyormuş, arkadan biri çelme takmış, geri dönünce kimi görsün, Adnan Menderes'i... "Len oğlum Adnan şimdi şakanın sırası mı?!" demiş. Bir gün jandarmalar kovalıyormuş Boz Amet'i, bir nalbant bulup atının nallarını ters çaktırmış... Karda iz süren jandarma, Boz Amet'in gittiği yönün tersine gitmiş. İlk ikisine inanmazdım ama sonuncusuna inanırdım. Bir gün Muzaffer Erdost'a anlattım bunu Ankara'da. Veteriner olan Muzaffer "Budala mısın, atların nallarını ters çakmaya olanak yoktur!" demişti.

***

Sandıklı'nın delisini, hapçı doktoru öğrenmek için 1940-45 doğumluları bulacaksınız. Bende o zamanlarda çekilmiş birkaç resim var. Köylü-şehirli ayrımı olduğunu, köylülerin Sandıklı'ya sokulmadıklarını anımsamıyorum. Bu bana gerçekdışı, palavra gibi geliyor. CHP'nin tek parti dönemini, 27 Mayıs'ı karalamak için uydurulmuş olduğuna eminim. 1960-61'de Sandıklı'nın yüzde sekseninden fazlası da köylü gibiydi.

***

Biliyor musunuz bilmem, roman yazarı, tiyatro ve sinema oyuncusu Kemal Bekir, Sandıklı'nın "Manav" ailesindendir. Akrabalarından biri (ortaokul resim öğretmeniydi) bir ara belediye başkanı oldu Sandıklı'ya.

***

Sandıklı'ya ilgili anımsadıklarım bu kadar.

Bu Sohbete Ek Olarak Sayın Özdemir İnce,sonradan hatırladıklarını da bize göndermiş:

Sayın M.U.Başer,
Haftalar süren aramadan sonra Said Mutlu'nun bana 26.7.1961 tarihinde verdiği kitabı buldum. Meğer gözümün önünde duruyormuş.
Kitapta herhangi bir ithaf adı yok, ama bana verildi.
Yazarın adı: Haidar Bammate
Kitabın adı: Visages de l'Islam
Dili: Fransızca
Yayınevi: Payot Lausanne
Yayın Tarihi: 1958
Kitap Paris İslam Kültür Merkezi (Le Centre Culturel Islamique de Paris) adına 500 adet basılmış.
Bu 500 kitaptan biri, 1961 yılında, Sandıklı'da bana verildi.
Kitabın ithaf yazısı şöyle:
"BİR GÜN GELİR; BELKİ, BİZ DE CEMİYETÇE İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ AŞAĞILIK KOMPLEKSİNDEN KURTULUR, RUHU VE MADDESİYLE MÜSLÜMAN OLAN ECDADIMIZIN İZİNDE YÜRÜR, ONLARIN İHTİŞAMLI TARİHİNİ TEKRAR CANLANDIRIRIZ. BU ÜMİT, BU İDEAL YAŞAMAK İÇİN LÜZUMLU, HATTA ZARURİDİR.
SANDIKLI, 26.7.961, SAİT MUTLU, İMZA"
Geleceği geçmişte arayan tipik bir İslamcı zihinsel yapısının kaleminden çıkmış cümleler.
Said'in ve Kalfa'nın yüzleri gözümün önüne geliyor. Şiirimde sözünü ettiğim Çingene kadını Said'in eczanesinin önünde görmüştüm.
En iyi dilek ve selamlarımla,
ÖZDEMİR İNCE


Hazırlayan: Mustafa Uğur Başer

05 Kasım 2007 Pazartesi

Hisar Mahallesi

1962 yılı Hisar Mahallesi'nden görünüş. Mevsim kış. Çocuklar kızakla kayıyor. Belki o çocuklardan biri de sizsiniz! O günleri hatırlayanlar için güzel bir fotoğraf. Mahallenin çok fazla değişmediğini söylemek mümkün. Tuncay Özer'in Arşivi'den.

Demir Köprü


1962 yılına ait Demir Köprü fotoğrafı. Dedelerinden ya da babalarından Demir Köprü'yle ilgili şeyler duyanlar mutlaka vardır. Şimdi tarih olan bu köprüye ait geçmişten bir fotoğrafı Tuncay Özer'in çekmiş, bize göndermiş, sitemize koyduk.

01 Kasım 2007 Perşembe

Cezayir Türküsü

Yöresi: Sandıklı
Kimden Alındığı: Kuş Ali-Tenekeci Ali
Derleyen: Niyazi Yılmaz

1
Cezayir'e kara bayrak çekildi,
Garip anaların, beli büküldü,
Koçyiğitler Cezayir'den çekildi,
Sokaklar mermer taşlı,
Güzelleri sancak saçlı Cezayir.

2
Cezayir'in ufak ufak evleri,
İçindedir ağaları beyleri
Türkçe bilmez, mani söyler dilleri.
Tunus, Trablus, Cezayir of.
Sokaklar mermer taşlı,
Güzelleri sancak saçlı Cezayir.

3
Yaz gelince gemileri yağlanır,
Kış olunca tersaneye bağlanır
Delikanlılar, Cezayir'de eğlenir.
Sokakları mermer taşlı,
Güzelleri sancak saçlı Cezayir.

Tüm Sandıklı siteleri arasında arama yapmak için tıklayınız.

İletişim

İsminiz :
Mail :
Konu :
Mesajınız :
Image (case-sensitive):
Google