1963'ten buyana dergilerde yazıyor...
-
Ahmet İnam kendini anlatıyor
-
"Gönülden Bilime" kitabında babasını da anlattı...
-
Dayısı için hangi şiiri yazdı?
-
Çocukluğu Sandıklı dışında başka hangi şehirlerde geçti?
-
İlkokulda "gıynaşıklık" ettiğinde öğretmeni ne ceza verirdi?
-
Elektrik mühendisliğinde okuyan İnam,neden felsefeye ilgi duydu?
-
Sandıklılı olmaktan hep gurur duydu...
-
Ahmet İnam'ın dine bakış açısı...
Babam Âta İnam, Eminlikler'den.Dedem Ahmet İnam, Sandıklı Mezarlığı'nda
istirahattedır; rahmetli, Cumhuriyet'in Zabıt Katibleridendir. Nakşî
tarikatine mensubdu. Annem Melihâ Öner,İmamlar'dan. Dedem İbrahim
Öner, uzun yıllar Ulu Camiî imamlığını yapmıştır. İki dedemin de
yaşlılıklarını hatırlıyorum. Yazık ki aramızda olumlu bir muhabbet
oluşamadı. Amcam Ali İnam, askerdi,yarbayken kaybettik kendisini,hayat
dolu,sevimli bir insandı. Teyzem Zeliha Seyman, Ulu Camiî'in hemen
arkasında manifaturacılık yapan Yusuf Seyman'ın eşiydi, Yusuf Enişte'm
ilginç biriydi,çocukları seven,candan bir insandı. Dayılarımın benim
düşünce hayatıma doğrudan olmasa da dolaylı etkileri olmuştur. Büyük
dayım, Mustafa Öner, İmam Hatip okulu mezunu,sonradan ilkokul
öğretmenliğine geçmiş, aydın bir kişiydi.Kendini aşmak isteyen, sorumlulk
sahibi, çocuk ruhlu candan biriydi. Şimdilerde yitirdiğim bir şiir
yazmıştım ona: "Dayımın Göbeği". Küçük dayım,hukuk ve mülkiye mezunu
Sandıklı'da avukatlık yapmış,eski bir kaymakamdı. Bir dönem Afyon
Milletvekili olarak meclise girmiş (CHP'den,Ecevit zamanında) kültürlü
bir insandı. Kendisiyle sınırlı da olsa yaptığım sohbetlerden çok
yararlanmışımdır.
Babam İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi mezunu askeri
öğretmendi. Onu, "Gönülden Bilime" adlı kitabımda yazdım. (Hece
Yayınları,2002) Mesleği dolayısıyla hep Konya ve İstanbul gibi büyük
şehirlerde geçti çocukluğum. Annem ben İstanbul'da ilkokul üçüncü
sınıftayken şizofreni teşhisiyle,önce askeri hastaneye sonra da
Bakırköy'e yatınca babam, kardeşimle (Benden iki yaş küçük erkek
kardeşim,şu an Ankara Sosyal Sigortalar Hastanesinde başarılı bir
dahiliye uzmanıdır!) beni halamla dayımın yanına gönderdi (Halam Ummahan
İnam'la Büyük dayım Mustafa Öner birbirleriyle evliydiler!) Sandıklı
Serüvenim,1957'de bu zorunlu göçle başladı.
Zor günlerdi. Duygulu, içi enerjiyle dolu,yalnız bir çocuktum.Çok
haylazdım. Teneffüslerde "gıynaşıklık" ettiğimden, okulun girişindeki
saatin altında "dinelme" cezası alırdım. (Şimdi ABD'de başarılı bir
mühendis olan küçük dayımın çok zeki oğlu Prof.Dr.Mete Öner'le
birlikte!) Saatin altında dikilmiş bu haylaz çocukların önünden bütün bir
okul öğrencileri alay ederek geçerlerdi. Bu olay benim felsefeye
yönelmemi belirlemiş olabilir. Çetinkaya İlkokulu'nun bahçesinden görülen
başı dumanlı dağlar beni çok etkilemişti. Sandıklı'nın doğasında
inanılmaz gizliliklerin saklı olduğuna hep inanmışımdır.
Toprağından, derelerinden bu dünyaya ait olmayan varlıkların
çıkıp,kulağıma kainat hakkında sırlar fısıldayacaklarına
inanırdım. Doğrusu, çocukca ama,hâlâ inanırım. Sandıklı halkı, hayata
bakışlarındaki içtenlikleri,aralarındaki çekişmeleriyle hep ilgimi
çekmiştir. Sandıklı'da konuşulan dili sevmişimdir, bu dilin sesi kimi
zaman yazılarıma geçmiştir. Elbette kimseyle şiirden,kafamdaki
düşüncelerden konuşamadım, benim yalnızlığımı içe kapanıklığımı arttırdı
ortamın düşünce çoraklığı. Yine de insanların iç dünyaları,duygularını
yaşayışları bana çok şey öğretti. Sandıklı insanı kapalı bir toplumun
insanı idi. Dinle bütünleşmiş bir yaşam içindeydiler. Bu beni hiç rahatsız
etmedi. İmam dedemin ardında namaza durdum. Bana iç dünyasını açmasını
bekledim, dindar büyüklerimin, nedense yapmadılar. Dinle duygularım
arasında bağı o zamanlar oluşturamadım. Sınırsız olduğunu sandığım
düşlerimi kucaklayacak yaşam biçimi, okulun ve caminin dışına taşdı böylece.
Sandıklı,yalnızlığım, anasızlığım, çaresizliğimdi. Geceleri yatağımda
uzun uzun ağladığımı anımsıyorum.
Sandıklı umudumdu, öte yandan. Baharda afyon tarlalarının içinden
söylediğim türküler, o yaşta aşık olup penceresinin önünde saatlerce
nöbet tuttuğum sevgililerimi verdi bana Sandıklı.Soğuk kış
günlerinde, "kuzine" nin sıcaklığı çevresine oturmuş insanların
sohbetlerinde hayatın iç dünyamda açtığı zenginliği, Sandıklı'yla
yaşadım ben;insanların birbirlerine taktıkları lakapların ardında yatan
derin psikolojik gözlemler bana çok şey öğretti.
Sandıklı'yı hep kendime özgü yanıyla,bir mahrem dünyayı yaşar gibi
yaşadım.Herkesin gittiği yerler,sevdiği şeyler ilgimi çekmedi. Kısaca ben
Sandıklı'yı bir duygu olarak yaşadım, bir toplum olarak değil.
İlkokul bitince, Sandıklı'dan ayrıldım. İstanbul'da bir askeri orta
okula Selimiye Askeri Orta Okuluna girdim.
Sonra Haydarpaşa lisesini ve ODTÜ Elektrik mühendisliği bölümünü
bitirdim.Felsefe okumasam çıldırabilirdim.Henüz çıldırmadım.Felsefe
okudum.Felsefeyi yaşıyorum.
Sandıklı'yı unutmadım. Orada bizim dilimize,geçmişimize dâir çok
önemli ipuçları yakaladım. Ömrüm yeterse o topraklardan kaynaklanan bir
felsefe yapma tarzının nasıl olabileceğini araştıracağım. Sandıklı'lı
olmak beni ben kılan bir özellik. Yıllarca Sandıklı dışında
yaşadım .Kökümse, orada, o Sandıklı topraklarında. Felsefeci olarak o
topraklara borcum var benim.
Dindar değilim. Dine saygım var. Beni o şekillendirdi. Yaşadığımız
hayat bizden büyük sorumluluklar bekliyor. Kültürümüz yeni yorumlar
bekliyor. Sandıklı'dan çıkıp tüm insanlığa ait olan evrensel hayata özgü
sözler söylemeye çalışmanın heyacanı ile doluyum. Ömrüm buna yetmese de
Sandıklı'lı gençlerin bir gün, benim yaşadığım düşünsel heyecanın
ateşini taşıyacaklarını umuyorum.
21 Aralık,2002,Ankara
Not: Bu konuşmanın ilk yayınlandığı web sitemiz şurada bakmak isteyenler için.


0 yorum yazıldı/yaz:
Yorum Gönder